Edep konusunda büyükler şöyle der: “Edebe riâyet etmeyen,
sünnetlere riâyet etmeyi kaçırır, sünnetlere uymayı kaçıran
farzları ve vacipleri gereği gibi yapmaktan uzaklaşır, farz
ve vacip gibi dînin temellerinin yeterince yerine getirilememesi,
kişiyi îmanını kaybetme tehlikesine duçar eder. Îmânını kaybedene
binlerce vah olsun!” O halde mutlu sona ulaşmanın
ana kaynağı, daha doğrusu başlangıç noktası edeptir. Adabın
korunması işte bu sebeple büyük önem arz eder.
Edep bir taç imiş nur-i Hüda’dan
Giy ol tâcı emin ol her belâdan
Mısralarının bütün ihvâna ezberletilmesini emreden Hz.
Sâmi (k.s.)’un hayrul halefi olan Muhterem Ömer Muhammed
Öztürk’ün hayatı her konuda üstün bir edep dairesi içinde geçmektedir.
Sohbetlerinde şöyle buyurmuştur:
“Büyükler, İslâm’ın altıncı şartı edeptir derler. Bununla
İslâm’ın 5 şartına bir şey eklemiş olmuyorlar. Ancak bu beş
şartın hakkıyla yaşanabilmesi için edep kurallarına riâyet edilmesi
gerektiğini söylemiş oluyorlar. İslâm edepler manzumesidir”
buyurarak edepten çok sık bahsederler.
Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün sahip oldukları
yüksek edep, her muâmelelerinde kendisini gösterir. Kalp kırmaktan
son derece kaçınırlar, yakınındaki birinin bir hatasını
söyleyebilmek için kalbi kırılmasın, incinmesin diye senelerce
bekledikleri olmuştur. Allâh Resûlü (s.a.v.)’e karşı edepleri ise
bambaşka bir dikkat ve ciddiyetle tecelli etmektedir. Sohbetlerinde
şöyle buyurmuşlardır:
“Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’e karşı en ufak bir saygısızlıkta
bulunulmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisi, ebeveyni,
zevceleri, çocukları, ehl-i beyti, sahâbesi için değil Resûlullâh
(s.a.v.) Efendimiz’i sevenler için dâhi dikkatli, edepli, temkinli
ve saygılı bulunması gerektiğini beyan etmiştir. Hz. Mevlâna
Celâleddin Efendimiz: “Ya Resûlullâh (s.a.v.), ben ağzımı bin
kere misvaklarım, bin kere miskle, amberle yıkarım, yine de bu
ağzı senin mübârek ismin olan Muhammed (s.a.v.)’i anmaya
layık göremem” buyurmuşlardır.
(Misvâk Neşriyât, Hakk Yolda Kılavuz Ömer Öztürk, s.248)