İbn Mes’ud (r.a.) şöyle söylüyor. "Her kimi Allâh (c.c.)’un
huzuruna çıkmak sevindirecekse beş vakit namazı, namaza
çağırılan yerde kılsın. Allâhü Teâlâ sizin Peygamberiniz
(s.a.v.) için hidayet yollarını şeriat yaptı. Açık açık beyan etti.
Beş vakit namaz da hidayet yollarındandır. Eğer siz namazını
evinde kılan şu adam gibi evlerinizde kılarsanız Peygamberiniz
(s.a.v.) yolunu terketmiş olursunuz. Peygamberiniz
(s.a.v.)’in yolunu terkederseniz dalâlete düşersiniz. Yeminler
olsun ki, ben içimizden, cemaatten geri kalanın, ya nifakı
mâlum münâfık, ya da hasta olan kimseden başkasını bilmiyorum.
Hatta ayakları tutmayacak derecede hasta olan bir
adam, cemaatle kılınan namazın fazîletine olan hırsından ve
terkindeki günâhın korkusundan iki kişinin kolları arasında
câmiye getirilir ve saf arasına külçe gibi bırakılırdı.
Allâhü Teâlâ’nın şu ayetinin: "Andolsun Tevrat’tan sonra
Zebur’da da yazmışızdır ki, arza ancak sâlih kullanın
mirasçı olur." (Enbiyâ s. 106) tefsirinde, sâlih kullardan murad
beş vakit namazı câmide cemaatle kılan kimseler olduğu bildirilmiştir.
Bir sahih hadîste Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim ki evinde bol su ile gusleder, sonra Allâh
(c.c.)’un evlerinden, câmilerden birine, farzlardan bir
farzı edâ etmek için yürürse, attığı her adımdan biri bir
hatâsını siler, yıkar; diğeri de kendisini bir derece yükseltir.
Namaz kıldığı vakit, o namazgâhda bulunduğu sürece
melekler devamlı olarak: "Ya Râb, o orada kimseyi
incitmediği ve konuşmadığı müddetçe onu yarlığa" diye
onun için istiğfar ederler.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Ey ashâbım, sizlere, kendisiyle
Allâh (c.c.)’un hatâları sileceği ve sâyesinde yüce derecelere
yükselteceği şeylere delâlet edip bildireyim mi?"
buyurdu. Ashâb (r.a.e.), "Tabiî yâ Resûlullâh, bildir." dediler.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Çok soğuklarda abdesti mükemmel
almak, adımları mescitlere doğru çoğaltmak, namazdan
sonra diğer namaz vaktini beklemektir."
(İmâm Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.209-210