Bir ilişkinin bitmesi gerektiğini biliriz.
Bir kararın doğru olduğunu biliriz.
Ne yapmamız gerektiğini aklımızla biliriz.

Ama yine de özleriz, öfkeleniriz, korkarız, üzülürüz.

Çünkü duygular mantığın dilini anlamaz.

İlişkiler Üzerine Diyaloglar’ın bu bölümünde Mehmet Altuğ Ersoy ile kitabındaki “Söz Geçmeyen Duygular” yazısından yola çıkarak, neden duygularımıza söz geçirmek istediğimizi ve neden bunun çoğu zaman mümkün olmadığını konuşuyoruz.

Duygular kendiliğinden ortaya çıkıyor. Onlara “şimdi kork”, “şimdi ağla”, “şimdi kıskan” dediğimizde bunu yapamıyoruz. Peki o zaman duygularımızla ne yapacağız?

Sohbet ilerledikçe konu duygusal yemeye geliyor.

Akşam kendimizi yine yemek yerken bulduğumuzda ilk sorumuz çoğu zaman:

“Ne yedin?”

Oysa belki daha önemli soru:

“O gün ne oldu? Ne hissettin?”

Çünkü bazen yemek açlığı gidermekten çok, hissetmek istemediğimiz bir duygudan uzaklaşmanın yolu haline gelebiliyor.

Peki duyguyu bastırmak yerine onunla kalmayı öğrenebilir miyiz?

Bir duygunun hemen geçmesini beklemek yerine, onu aceleye getirmeden dinlemek neyi değiştirir?

Ve belki en önemlisi:

Duygularımıza söz geçirmek zorunda mıyız, yoksa önce onlara kulak vermeyi mi öğrenmeliyiz?

Bu bölümde duygular, ilişkiler, ayrılık, bilinçdışı süreçler ve duygusal yeme arasındaki bağlantıya birlikte bakıyoruz.


Podden och tillhörande omslagsbild på den här sidan tillhör Ceylan Ulusoy. Innehållet i podden är skapat av Ceylan Ulusoy och inte av, eller tillsammans med, Poddtoppen.