ÖNEMLİ DUYURU: Podcast yükleme panelinde yaşanan sürekli hatalar nedeniyle bu bölümde bir gecikme yaşanmıştır. Sorun şimdilik sadece ses formatında yükleme yapılarak aşılmıştır. Gecikme için kusura bakmayın, hakkınızı helal edin.Bir Suâl: Diyorsunuz ki, “Sen sözlerinde kıyâs-ı temsîlîçok isti‘mâl ediyorsun. Halbuki fenn-i mantıkça kıyâs-ı temsîlîyakînî ifade etmiyor. Mesâil-i yakîniyede burhân-ı mantıkî lâzımdır. Kıyâs-ı temsîlîusûl-ü fıkıh ulemâsınca zann-ı gālib kâfî olan metâlibde isti‘mâl edilir. Hem de sen temsîlâtı bazı hikâyeler sûretinde zikrediyorsun. Hikâye hayâlî olur. Hakîkî olmaz. Vâkıa muhâlif olur.” Elcevab: İlm-i mantıkça çendân “Kıyâs-ı temsîlî yakîn-i kat‘î ifade etmiyor” denilmiş. Fakat kıyâs-ı temsîlînin bir nev‘î var ki, mantığın yakînî burhânından çok kuvvetlidir. Ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir. O kısım da şudur ki: Bir temsîl-i cüz’îvâsıtasıyla bir hakîkat-i küllînin ucunu gösterip, hükmü o hakîkate bina ediyor. O hakîkatin kanununu bir hususî maddede gösteriyor. Tâ o hakîkat-i uzmâ bilinsin ve cüz’î maddeler ona ircâ‘edilsin. Meselâ güneş, nûrâniyet vâsıtasıyla bir tek zât iken, her parlak şeyin yanında bulunuyor temsîli ile bir kānûn-u hakîkat gösteriliyor ki, nûr ve nûrânî için kayıd olamaz. Uzak ve yakın bir olur. Az ve çok müsâvî olur. Mekân onu zabt edemez. Hem meselâ, ağacın meyveleri, yaprakları bir anda, bir tarzda kolaylıkla ve mükemmel olarak bir tek merkezde bir kānûn-u emrî ile teşkîli ve tasvîri bir temsîldir ki, muazzam bir hakîkatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir. O hakîkat ve o hakîkatin kanunu gayet kat‘î bir sûrette isbat eder ki, koca kâinât dahi şu ağaç gibi, o kānûn-u hakîkatin ve o sırr-ı ehadiyetinSayfa 288bir mazharıdır. Bir meydân-ı cevelânıdır. İşte bütün Sözler’deki kıyâsât-ı temsîliyeler bu çeşittirler ki, burhân-ı kat‘î-i mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler.İkinci Suâle Cevab: Ma‘lûmdur ki, fenn-i belâgatte bir lafzın, bir kelâmın ma‘nâ-yı hakîkîsi, başka bir maksûd ma‘nâya sırf bir âlet-i mülâhazaolsa, ona lafz-ı kinâîdenilir. Ve kinâîta‘bîr edilen bir kelâmın ma‘nâ-yı aslîsi, medâr-ı sıdk ve kizbdeğildir, belki kinâîma‘nâsıdır ki, medâr-ı sıdk ve kizbolur. Eğer o kinâîma‘nâ doğru ise, o kelâm sâdıktır. Ma‘nâ-yı aslî kâzibdahi olsa sıdkını bozmaz. Eğer ma‘nâ-yı kinâîdoğru değilse, ma‘nâ-yı aslîsi doğru olsa, o kelâm kâzibdir. Meselâ, kinâîmisâllerinden فِلَانٌ طَو۪يلُ النَّجَادِ denilir. Yani “Kılıcının kayışı, bendi uzundur.” Şu kelâm, o adamın kāmetinin uzunluğuna kinâyedir. Eğer o adam uzun ise, kılıcı ve kayışı ve bendi olmasa da, yine bu kelâm sâdıktır, doğrudur. Eğer o adamın boyu uzun olmazsa, çendân uzun bir kılıcı ve uzun bir kayışı ve uzun bir bendi bulunsa, yine bu kelâm kâzibdir. Çünkü ma‘nâ-yı aslîsi maksûd değil. İşte Onuncu Söz’ün ve Yirmi İkinci Söz’ün hikâyeleri gibi, sâir Sözler’in hikâyeleri kinâiyat kısmındandırlar ki, begâyet doğru ve gayet sâdık ve mutâbık-ı vâki‘ olan hikâyelerin sonlarındaki hakîkatler o hikâyelerin ma‘nâ-yı kinâîleridir. Ma‘nâ-yı aslîleri bir temsîl-i dürbünîdir. Nasıl olursa olsun sıdkına ve hakkāniyetine zarar vermez. Hem o hikâyeler birer temsîldirler. Yalnız umuma tefhîm için, lisân-ı hâl, lisân-ı kāl sûretinde ve şahs-ı ma‘nevî bir şahs-ı maddî şeklinde gösterilmiştir.
Podden och tillhörande omslagsbild på den här sidan tillhör
Av. Ali Kurt. Innehållet i podden är skapat av Av. Ali Kurt och inte av,
eller tillsammans med, Poddtoppen.