Arabî fıkranın tercümesi: Yani güya çiçek açmış her bir ağaç, güzel yazılmış manzûm bir kasîdedir ki, o kasîde Fâtır-ı Zülcelâl’in medâih-i bâhiresini inşâdedip, şâirâne lisân-ı hâl ile söylüyor. Veyahud o çiçek açmış her bir ağaç, yüz binler bakar ve baktırır gözlerini açmış, tâ Sâni‘-i Zülcelâl’in neşir ve teşhîr olunan acâib-i san‘atını bir iki gözle değil, belki binler gözlerle baksın. Tâ ehl-i dikkati öyle baktırsın. Veyahud o çiçek açan her bir ağaç, umûmî bayram olan baharın içindeki hususî bayramında ve resm-i geçit-misâl bir anda yeşillenmiş a‘zâlarını en süslü müzeyyenâtla süslemiş. Tâ ki onun Sultân-ı Zülcelâl’i, ona ihsân ettiği hedâyâyı ve letâifi ve âsâr-ı nûrâniyesini müşâhede etsin. Hem meşher-i san‘at-ı İlâhiye olan zeminin yüzünde ve bahar mevsiminde murassaât-ı rahmetini enzâr-ı halka teşhîr etsin. Ve şecerin hikmet-i hilkatini beşere i‘lân etsin. İncecik dallarında ne kadar mühim hazineler bulunduğunu ve ihsânât-ı Rahmâniyenin meyvelerinde ne derece mühim defineler var olduğunu göstermekle, kemâl-i kudret-i İlâhiyeyi göstersin.Sayfa 275Birinci Mevkıf’ın küçük bir zeyliفَاسْتَمِعْ اٰيَةَ ٭ اَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَي السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا الخره اٰية..ثُمَّ انْظُرْ اِلٰي وَجْهِ السَّمَٓاءِ كَيْفَ تَرٰي سُكُوتًا ف۪ي سُكُونَةٍ حَرَكَةً ف۪ي حِكْمَةٍ ٭ تَلَئْلُؤًا ف۪ي حَشْمَةٍ تَبَسُّمًا ف۪ي ز۪ينَةٍ ٭ مَعَ انْتِظَامِ الْخِلْقَةِ مَعَ اتِّزَانِ الصَّنْعَةِ ٭ تَشَعْشُعُ سِرَاجِهَا تَهَلْهُلُ مِصْبَاحِهَا تَلَئْلُؤُ نُجُومِهَا تُعْلِنُ لِاَهْلِ النُّهٰي سَلْطَنَةً بِلَا انْتِهَٓاءٍاَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَي السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا الخره اٰية..Bu âyetin bir nevi‘ tercümesi olan ثُمَّ انْظُرْ اِلٰي وَجْهِ السَّمَٓاءِ كَيْفَ تَرٰي سُكُوتًا ف۪ي سُكُونَةٍ tercümesidir. Yani âyet-i kerîme, nazar-ı dikkati semânın ziynetli ve güzel yüzüne çeviriyor. Tâ dikkat-i nazar ile semânın yüzünde fevkalâde sükûnet içinde bir sükûtu görüp, bir Kadîr-i Mutlak’ın emir ve teshîriyle o vaz‘iyeti aldığını anlasın. Yoksa eğer başıboş olsa idiler, birbiri içinde o dehşetli hadsiz ecrâm, o gayet büyük küreler ve gayet sür‘atli hareketleriyle öyle bir velveleyi çıkarmak lâzım idi ki, kâinâtın kulağını sağır edecekti. Hem öyle bir zelzele-i herc ü merciçinde karışıklık olacaktı ki, kâinâtı dağıtacaktı. Yirmi câmûs, birbiri içinde hareket etse, ne kadar velveleli bir herc ü merce sebebiyet verdiği ma‘lûm. Halbuki, küre-i arzdan bin def‘a büyük ve top güllesinden yetmiş def‘a sür‘atli hareket eden yıldızlar, yıldızlar içerisinde var olduğunu, kozmoğrafya söylüyor. İşte sükûnet içindeki sükût-ü ecrâmdan, Sâni‘-i Zülcelâl’in ve Kadîr-i Zülkemâl’in derece-i kudret ve teshîrini ve nücûmun ona derece-i inkıyâd ve itâatini anla.حَرَكَةً ف۪ي حِكْمَةٍ Hem semânın yüzünde, hikmet içinde bir hareketi görmeyi âyet emrediyor. Evet, gayet acîb ve azîm harekât, gayet dakîk ve geniş hikmet içindedir. Nasıl ki bir fabrikanın çarklarını ve dolaplarını bir hikmet içinde çeviren bir san‘atkâr, fabrikanın azamet ve intizâmı derecesinde derece-i san‘at ve mahâretini gösterir. Öyle de koca güneşe, seyyârât ile beraber fabrika vaz‘iyetini veren ve o müdhiş azîm küreleri sapan taşları misillü ve fabrika çarkları gibi etrafında döndüren bir Kadîr-i Zülcelâl’in derece-i kudret ve hikmeti, o nisbette nazara tezâhür eder.Sayfa 276تَلَئْلُؤًا ف۪ي حَشْمَةٍ تَبَسُّمًا ف۪ي ز۪ينَةٍ Yani, hem semâvât yüzünde, öyle bir haşmet içinde bir parlamak ve bir ziynet içinde bir tebessüm var ki, Sâni‘-i Zülcelâl’in ne kadar muazzam bir saltanatı, ne kadar güzel bir san‘atı olduğunu gösterir. Donanma günlerinde kesretli elektrik lâmbaları, sultanın derece-i haşmetini ve terakkıyât-ı medeniyede derece-i kemâlini gösterdiği gibi; koca semâvât, o haşmetli, ziynetli yıldızlarıyla Sâni‘-i Zülcelâl’in kemâl-i saltanatını ve cemâl-i san‘atını öylece nazar-ı dikkate gösteriyorlar.مَعَ انْتِظَامِ الْخِلْقَةِ مَعَ اتِّزَانِ الصَّنْعَةِ Hem diyor ki: “Semânın yüzündeki mahlûkātın intizâmını dakîk mîzânlar içinde..
Podden och tillhörande omslagsbild på den här sidan tillhör
Av. Ali Kurt. Innehållet i podden är skapat av Av. Ali Kurt och inte av,
eller tillsammans med, Poddtoppen.