Gıybete düşmemek için sürekli olarak bunun ahiretteki
cezasını hatırla! Özellikle de gıybete düştüğün an,
onun elim azabını düşünmen gerekir.Konuşmadan önce
neyi konuşacağını iyice düşün.
Konuşacağın konu faydalı değilse susman gerekir.
Eğer söyleyecek sözünün dünyevî veya uhrevî bir faydası
varsa, kelimelerini özenle seçerek konuş. Bütün tedbirlerin
başı budur. Bunu yapamayan kişilerin gıybetten kurtulması
zordur. Konuşurken konunun gıybete vardığını fark
ettiğin an hemen konuyu değiştir. Hatta konuşmayı tamamen
kesebiliyorsan bu daha faydalıdır. Çünkü konuşmayı
kesersen, bu hem senin nefsine caydırıcı bir ceza olur
hem de senin yanındakilere bir uyarı olur. Gıybetten uzak
duran dindar insanlarla arkadaş olmaya çalış. Bulunduğun
ortamda gıybet yapılıyorsa, mümkünse bu gıybete
hiç dâhil olmadan oradan kalk. Ancak kalkman mümkün
değilse kalbinle yapılan işten nefret et. Gıybet yaptığın
an, onun cezasını hatırlayarak bundan vazgeçemiyorsan
kendini bir öğün yemek yemekten mahrum bırak ve aç
kalarak nefsini cezalandır. Bunu yaptığın zaman sonraki
gıybetlerde cezasını mutlaka hatırlayacaksın.
Gıybette hem Allâh hakkı hem de kul hakkı bulunduğu
için tevbe ile birlikte gıybeti yapılan kişiden af dilenmesi
de gerekmektedir. Gıybeti yapılan kişinin ölmüş ise, bu
durumda gıybeti yapılan kişi için istiğfarda bulunulmalıdır.
İnsan fıtratı gereği konuşarak kendi yükünü hafifletir.
Dolayısıyla birisi sana haksızlık yaptığı zaman konuşarak
yükünü hafifletecek olursan, konuşman gıybete dönmesin
diye, sana haksızlık yapana da duâ et! Bu kolay bir
durum olmasa da oldukça faydalı ve etkilidir. Böylece duâ
ile hem yükünü hafifletmiş hem de gıybetten kurtulmuş
olursun.
(Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu’l Ahlâk, s.50-52)